Burası, Bakü’nün tarihi binalarından biri olan İsmailiye Sarayı (şu anki Azerbaycan Milli İlimler Akademisi’nin bulunduğu bina)
Türkiye Cumhuriyetimizden katılan düzenleyici komite bizi unutmuş olmasa dolu salonu da çekerdim.
Bu eksikliği mütemadiyen yazmaya ve üzüntülerini bildirene kadar muhattaplarına derin sitayişlerimi iletmeye karar verdim.
Hakkım çünkü. Araştırmacı Gazeteci olarak geçmiş 3 yıl yaptığım taramalarda akademik dünya dışında yazı kaleme almış tek münevverim.
İlk Türkoloji Kongresi’ne toplam 131 temsilci katılmış.
Mesleklerin dağılımı:
3 Bilimler Akademisi üyesi, 18 profesör, 5 doçent, 2 doktor, 1 diplomat, 1 hukukçu, 22 öğretmen ve eğitimci, 4 yazar, 14 editör ve gazeteci, 2 öğrenci, 17 siyasetçi.
Ayrıca, 42 delegenin mesleki aidiyeti tespit edilememiştir.
Eh O zaman, bu toplantı 100. yılında özel bir anım toplantısı düzenlenmiş ise beni de alakadar edecek bir muhattabiyet içinde yer almalarını beklerdim.
Konumuza dönelim;
Dün tarihiyle kapanmış 100 yıl önceki toplantı da, hazır bulunmuş Türk ve Türkolog Münevverlerimizin, Rus Asimilasyonu Repressia ile nasıl acılar yaşadıklarından bir iki kesit vermek istedim.
1926 Birinci Bakü Türkoloji Kongresi’nin yüzden fazla katılımcısı, 1930’ların sonlarında
çeşitli baskılara maruz kaldı; “milliyetçi, pan-Türkist, karşı-devrimci” olmakla ve diğer asılsız
suçlama ve iftiralarla suçlandılar.
Pek çoğu aileleriyle birlikte sürgüne gönderildi ve
öldürüldü. Bu nedenle ünlü tarihçi ve bilim adamı Ziya Bünyadov, araştırmasında; 1926 Birinci Bakü Türkoloji Kongresi’ni “canlı tiyatro trajedisine” benzetmiştir.
Salman Mümtaz, Hanefi
Zeynallı, Bekir Çobanzade, Ruhulla Akhundov, Ayna Sultanova, Hamid Sultanov, Gazanfar Musabayov ve diğerleri baskılara maruz kaldıktan sonra sürgünde kurşuna
dizildiler.
Türk dostu anlamına gelen bir çok Türkofil, Türkofon ‘da bundan nasibini aldı. Kendileri Rusya, Sibirya, Gulag adalarında sürgüne gönderilirken, mahkemelerde yargısız infazla çabucak derdest edilerek kurşuna dizildiler.
Stalin ve Sovyet Komünizmi O kadar Türklerden korkmuştu ki, bu Mütefekkir Aydınların Çocukları ve eşlerine de 8 yıl kürek mahkumu gibi ceza verdi.
Aljin gibi kamplarda tecavüz, açlık ve şiddetten bir çoğu hayatını kaybetti.
Türklüğün en orijinal ama olaylara en uzak Yakut Cumhuriyeti’nin üç kurucusundan biri olan İsidor Barakov, 15 Eylül 1938’de asılsız suçlamalarla kurşuna dizildi.
Milliyetçilikle suçlanan;
A.Sofronov-Alampa, 1934 yılında tutuklanarak Çarlık Rusyası tarafından sürgün yeri olarak kullanılan Yakutistan’dan, yaşam koşullarının daha da dayanılmaz olduğu bozkırın ücra bir köşesine sürgün edildi ve ertesi yıl açlık, hastalık ve sefalet içinde öldü.
1930’lu yıllardan itibaren Kuzey Azerbaycan’da tarih ve edebiyat sahasında Türkçü ya da milliyetçi düşünceler ortaya koyanlar, “pantürkçülük” yapmak ve “halk düşmanlığı”yla suçlanmaya başlamışlardır.
Bu dönemde Türkçülüğü savunan pek çok aydın hapis, sürgün ve hatta idam cezalarına çarptırıldı.
Suçlamanın ağırlığına göre insanlar ya doğrudan öldürülüyor ya da sürgüne veya kamplara
gönderiliyordu.
Tam rakam bilinmemekle birlikte, 1937-38’de sadece Azerbaycan’da öldürülen aydın, din adamı, bilim adamı, öğretmen, sanatçı vb. sayısı 70-80 bin civarındadır. Yabancı dil bilenlere karşı daha fazla şiddet uygulanmıştır (Dilek, 2019: 31).
Hüseyin Cavit, Ahmet Cevat, Yusuf Vezir Çemenzeminli, Tağı Şahbazi gibi isimler Stalin döneminde özellikle 1937’de doruğa ulaşan “büyük terör” sürecinin kurbanları
arasında yer almıştır.
Daha nicelerini yazmaya elim gitmedi, ama bunları lütfen bilin, istedim.
Tüm Münevverlerimizin ve dahi ailelerinin mekanı cennet, ruhları şad olsun.
Ödevimiz de, Mirasımız da pek fazladır.
Eee, ne demiş Atalarımız;
“Siz Çoksunuz, Biz TÜRK !!!”
Binlerce yıl böyle gelmiş; Adaletin Yılmaz Savunucuları:
Bir Eli Adaletin Kılıcı diğeri İ’la-yi Kelimetullah tutarak Yüce Mevlanın mesajını yayan Turan Kahramanları.
Böyle de gidecek gibi gözüküyor…
Cihan FULSER
Arş. Gazeteci, Yazar, Konuşmacı, Danışman